NEF'İ DİVAN İNCELEMESİ (ÖRNEK)

NEF’ İ

 

GAZEL - I

 

Aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün kalıbıyla yazılmıştır.

 

 

Âşıka ta’n etmek olmaz müptelâdır neylesin

Âdeme mihr-ü muhabbet bir belâdır neylesin

 

Mübtela: belaya uğramış, düşkün olan, âşık

Ta’n: ayıplamak, kötülemek

 

    Aşığı azarlayıp ayıplamak doğru değildir, aşka bağımlıdır tutulmuştur bir kere ne yapsın.

    İnsana sevgi ve aşk bir -tatlı- beladır ne yapsın.

 

Âdem, insan ve Hz. Âdem anlamlarında tevriyeli olarak kullanılmıştır.

 

Gönlü dilberden kesilmezse acep mi aşıkın

Gamzesiyle ta ezelden aşinadır neylesin

 

   Aşığın gönlü güzeli terk etmezse hayret etmemek gerekir.

   Dilberin yan bakışı ile en başından beri tanışıktır, dosttur ne yapsın.

 

 

Nola ta’yin etse zapt-i mülk-i hüsnü gamzeye

Zülfü bir aşüfte-i ser-der-hevadır neylesin

 

Zabt: saklama, koruma, muhafaza etme

Aşüfte: dağınık, perişan, hafif meşreb

Ser-der-heva: başı havalarda, aklı başka yerlerde, mağrur

 

    Sevgili güzellik ülkesini korumak için yan bakışını görevlendirirse buna şaşılmalıdır. Çünkü uzun saçları başında kavak yelleri gibi esen bir derbederdir ne yapsın.

 

Zülfüne kalsa perişan eylemezdi dilleri

Anı da tahrik eden bad-ı sabadır neylesin

 

    İki taraftan sarkıp yüzü koruyan o uzun saçlara kalsa âşıkların gönüllerini perişan etmezdi.

   Fakat ne yapsın? Onu da görevinden eden sabah rüzgârıdır.

 

    Tahrik eden, teşvik ve harekete geçiren anlamlarında kullanıldığı için burada tevriye sanatı vardır.

    Sevgili âşıkları perişan eder. Nef’i perişanlığını bad-ı sabaya bağlayarak hüsn-i talil sanatı yapmıştır.

 

Nola olsa muzdarib hal-i dil-i uşşakdan

Sinesi ayine-i ’alem nümadur neylesin

 

Sevgili aşıkların gönül durumundan muzdarip olsa ne çıkar?

Onun sinesi İskender’in çok uzakları gösteren aynası gibidir ne yapsın.

 

Olmasa Nef’i nola bilbeste zülf-i dilbese

Tab-i şuhu dama düşmez bir humadır neylesin

 

Nef’i güzelin saçına gönlünü bağlamasa şaşılır mı?

Şuh şairliği, tuzağa düşmez bir devlet kuşudur ne yapsın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NEF’İ

 

GAZEL - II

 

 

  Aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün kalıbıyla yazılmıştır.

 

 

Mahşer olmuş sahn-ı Kâğıthane dünya bundadır

Cennete dönmüş güzellerle temaşa bundadır

 

Mahşer: hazır olunan yer, kıyamet günü ölülerin dirilip toplanacağı yer, kalabalık.

Temaşa: zevk almak için uzun uzun seyretme durumu.

Kâğıthane alanı: dönemin en büyük meydanıdır.

 

     Kâğıthane alanı mahşer yerine dönmüş bütün dünya buradadır. Güzeller sayesinde cennete benzemiştir, cennet gibi olmuştur, asıl seyr-i zevk buradadır.

 

    Mahşer beyitte mecazen kalabalık anlamındadır.

    Dünya kelimesi dünyadaki bütün insanların yerine kullanılmıştır. Yani çok kalabalık denmek istenmiştir. Bu yüzden burada mecaz-i mürsel sanatı vardır.

    Beyitte sahn-ı Kâğıthane mahşere ve cennete benzetilmiştir. Bu yüzden burada teşbih sanatı vardır. Aynı zamanda Kâğıthane alanının kalabalığını anlatırken mübalağa sanatı kullanılmıştır.

 

Bu da bir gündüz kıyametten nişanı aşikâr

İşte gör ol aftab-i âlem-ara bundadır

 

aftab-i âlem-ara: dünyayı süsleyen güneş

 

   Bu da kıyametten bir gündür(kıyamet gününe benzeyen bir gündür).

   Delili de ortadadır meydandadır. İşte bakın o, dünyayı süsleyen güneş (sevgili) buradadır.

 

    Sevgili burada istiare sanatı ile güneşe benzetilmiştir. Meydanın o kadar kalabalık olmasının sebebi olarak sevgilinin orada olması gösterilmiştir. Bu sebeple burada bir hüsn-i ta’lil sanatı vardır.

 

Dilberin bala bülendi aşıkın üftadesi

Bir yere gelmiş bugün a’lâ vü edna bundadır

 

bala: yüksek, yukarı, üst

bülend: yüksek

 

   Sevgilinin en uzun boylusu (en yücesi) ile aşıkın en alçağı en düşkünü bugün bir yere gelmiş.

   Yücesiyle alçağı ne varsa hepsi burada

 

 

   Divan edebiyatında sevgilinin boyu daima uzundur. Servi, çınar gibi yüksek ağaçlara teşbih edilir. Sebebi sevgilinin burnunun havada olması ve aşığın sevgiliyi daima yüce olarak görmesidir.

 

Anmasın sofi dahi kesretde vahdet âlemin

Yarı tenha avlayan uşşak-ı şeyda bundadır

 

  Sofi artık kesret âleminde (çokluk âlemi) vahdet âlemini (birlik âlemi) anmasın, sevgiliyi  yalnız tek olarak avlayan aşk delisi âşıklar buradadır.

 

Cümleden ol gune sermestan-i sahib-halden

Nef’i-i şurıde-i bi-bak ü rüsva  bundadır

 

   Sermest: çok sarhoş, çok azgın

   Rüsva: değeri azalan, itibarı düşen insan

   Şurıde: hali karışık, çılgın; aşık

 

   O tarz hal sahibi azgın sarhoşlardan sevdalı korkusuz rezil perişan Nef’i de burada

   Nef’i kendinden ayrı düşünülerek tecrid sanatı yapılmıştır.

 

NEF’İ

 

 

      GAZEL - III

 

  Aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün kalıbıyla yazılmıştır.

 

Hem kadeh hem bade hem bir şuh sakidir gönül

Ehli aşkın hâsılı sahib-mezakıdır gönül

 

   Mezak: zevk, zevk almak; tat alma yeri, damak

 

   Gönül hem kadeh hem şarap hem de oynak bir saki(şarap dağıtıcı) dır.

   Sözün kısası gönül aşk ehli(âşıklar) içinde zevk sahibidir.

 

   Hem sözcüğü sürekli tekrar edilmektedir. Bu yüzden tekrir sanatı vardır diyebiliriz.

   Gönül kadehe, badeye ve sakiye benzetilerek teşbih sanatı yapılmıştır. Kadeh, bade ve saki içki ile ilgili terimlerdir. Tenasüp sanatı vardır.

 

Bir nefes didar için bin can feda etsem nola

Nice demlerdir eşi-i iştiyakıdır gönül

 

Didar: görme, görüş, göz, yüz, Tanrının cemali

Dem: en küçük zaman birimi, nefes

 

   Sevgilinin o güzel yüzünü son nefes anı kadar bile olsa görebilmek için bin can feda etsem ne olur ki. Gönül uzun zamandan beri onun hasretinin esiridir.

 

Dildedir mihrin kohak olsun yolunda can ü ten

Ben ölürsem âlem-i ma’nide bakidir gönül

 

âlem-i ma’ni: mana alemi, rüya alemi

    Sevgin gönlümdedir. Bırak yolunda canım ve tenim toprak oluversin. Ben ölsem dahi gönlüm(ve sana olan aşkım) baki olan mana âleminde ebediyen yaşar.

 

Zerredir amma ki tab-i aftab-i aşk ile

Rüzgârın şemse-i tak u revakıdır gönül

 

    Şemse: güneş şeklindeki süsleme

    Rivak: üstü örtülü önü açık yer, çardak

    Tak: kemer, kapı ve pencerelerin kemer şeklindeki üst kısımları

 

    Gönül zerre kadar küçüktür. Lakin aşk güneşinin nuru ile zamanenin kemer ve saçağının ortasındaki güneş işlemesi olmuştur.

 

Şemse, tak, rivak. Bunlar hep mimari terimlerdir. Bu yüzden burada tenasüp sanatı vardır.

 

Etse Nef’i nola ger gönliyle daim bezm-i has

Hem kadeh hem bade hem bir şuh sakidir gönül

 

   Bezm-i has: özel meclis seçkin meclisi

 

   Nef’i devamlı gönlüyle yalnız başlarına bir bade meclisi kursa garipsemeyin.

   Çünkü gönül hem kadeh hem şarap hem de oynak bir saki(şarap dağıtıcı) dır.

 

 

 

 

Yorum Yaz